Ana içeriğe atla

Öylesine

Küçücüktüm ufacıktım yeni olan her şeye hevesliydim o zamanlar ve klasik bir 90 dönemi çocuğu olarak bir hatıra defterim vardı; sayfalarını özenle çevirdiğim kapağına bakmaya doyamadığım cicili bicili bir defter. Yazlıktayız o zamanlar sosyal medya yok tabi ama bizim sitenin havuz başı ortamı var, büyüklü küçüklü her yaştan arkadaş gruplarının , düşman gruplarının oluştuğu bir ortam. ben tabi en miniklerle takılıyorum ve kıyamadığım defterimi oradaki arkadaşlarıma yazdırıyorum, yazdırdıkça daha çok insana yazdırmak istiyorum ama bir yandan da kıyamıyorum en sevdiklerim yazsın istiyorum (çocukken bile saçma çelişkilerim vardı:). O sıralarda da ablamın da bir arkadaş grubu var bazıları beni çok sever bazıları gıcık olurdu( ben de onlara tabi) bu çok sevenlerden bir tanesine de defterimi yazdırdım. Açıkçası ne yazdı çok hatırlamıyorum ama altına yazdığı iki cümle benim o çocuk beynimi çok etkilemişti o zamanlar.


"Sev seni seveni mısır sapı olsa bile
Sevme seni sevmeyeni Mısır Şahı olsa bile."

Dedim ya çocuktum o zamanlar direk ezberime aldım bunu bir de mısırların eş anlamlı olması benim için çok etkileyici , resmen hayat felsefesi yaptım bit kadar boyumla bunu. Şimdi geriye dönüp baktığımda da uygulamışım onu farkettim bugün. Çok sevdiğim bir arkadaşımla buluştum bugün. Güzel bir kahvaltı, çay, kahve, sohbet derken üstümdeki ayların yorgunluğunu siniri stresini attım. Düşündüm biten arkadaşlıklarımı ,bittiği halde geri dönüp barıştıklarımı. Genelde bu cümleye uygun davranmışım.

 Arkadaşlarımı ne geldikleri çevreye, ne kılık kıyafetine ne de tavırlarına göre değerlendirdim. Karşılıklı verilen değerlere, yapılan iyiliklere göre hayatımda tuttum insanları. Yapılan en küçük bir kibarlığı unutmadım kat kat fazlasını ödemeye çalıştım. Ama yapılan bir kazığı , umursamazlığı da unutamadım, affedemedim, İyi mi yaptım kötü mü bilmiyorum ama ben hayatımdakilerle mutlu ve huzurluyum bence önemli olan da bu :).

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Çamaşırhane Tiyatro Oyunu

Oyunun prömiyerini izleyeli neredeyse bir ay olmasına rağmen ben ancak bloga yazabilyorum. Ben gene beğendim oyunu, zaten limitim o kadar düştü ki bazı oyunlarla, aşağı yukarı beğeniyorum izlediklerimi.

Çamaşırhane 1. Dünya Savaşı öncesi Fransa'da adı üstünde bir çamaşırhanede geçmektedir. Hayatlarını çamaşır yıkarak kazanan her tipten kadının bulunduğu bir yerdir burası. Oyuncuların diyologlarından o dönem yaşanan sıkıntıları, bir kadının kadın olarak yaşadığı sıkıntıları, genç kızların kurduğu hayalleri, genç kızken kurduğu hayaller yıkılınca depresyona girmiş kadınların hüznünü, kardeşlerinin sıkıntı çekmeden büyümesi için hayatını çamaşırhane harcayan kızın hikayesi gibi birçok hikaye güzel bir şekilde sahnede anlatılmaktadır.

Ben en çok sağır ve dilsiz kızın oyunculuğunu sevdim. O kadar saf ve masum bir karakterdi ki bayıldım. Etrafında olan biteni anlamıyor, diğer kadınları izleyip taklit ederek olaya dahil olmaya çalışıyor, ilgi görmeyince küsüyor, Belki küçük bir roldü ama…

Son Tango Tiyatro Oyunu

Tiyatronun alışkanlık yaptığı noktaya gelmiş bulunuyorum. Oyuncuların canlı performansını izlemek kesinlikle daha eğlenceli ve daha doğal. Efektlerle şişirilmiş milyon tane film zaten  elimizin altında neyse konumuza dönelim.

Son izlediğim oyun Son Tango oyununda Arjantin'de cunta dönemimde Maria ve Pedro'nun aşklarını ve dönemin olaylarının buna etkisi anlatılır.

Artık ZENginim Aykut Oğut

Bayağıdır evde ot gibi yaşadığım için buralara yazmıyordum sebebi de Aykut öyle bir kitap yazmış ki para harcarken vicdan azabı çekiyorsunuz hal böyle olunca kendinizi eve kapatıyorsunuz aslında başka bir kitabı yazmak için girmiştim ama Aykut'u yazalım ona başlamışken.

Aykut Oğut'u bir çok kişi Evrenden Torpilim Var kitabı ile duymuştur kitabı okuyanlar da hayat hikayesini bilir burada anlatmayacağım